Kaçıncı Ayasofya?

Kaçıncı Ayasofya?

Kilise, cami, müze ve tekrar cami olan bu muhteşem yapı aslında 3 kere yapılmıştır. Yani şu anda gördüğümüz Ayasofya Üçüncü Ayasofya olarak bilinir.İlk ikisi isyanlar sonrası yakılmış ve tahrip edilmiştir.

Bizans’ın ilk imparatoru olan I. Constantinus Hıristiyanlığı resmi devlet dini ilan edince büyük bir ibadet yeri yapılmasını istemiştir. Ama onun zamanında inşaat bitmemiştir. M.S 337 ile 361 yani 24 yıl süren inşaat oğlu II. Constantinus zamanında bitmiştir. Bu ilk Ayasofya’nın açılışı 15 Şubat 360’ta II .Constantius tarafından gerçekleştirilmiştir.

Bu ilk yapı eski bir tapınağın üzerine inşa edildiği rivayet edilmektedir. Bu ilk yapıyla ilgili elimizde kalıntı bulunmamaktadır. Bu ilk yapı şu anki yapı ile hala ayakta olan Aya İrini Kilisesi arasında bir konumdaydı

Birinci Ayasofya geleneksel Latin mimarisi stilindeki bir sütunlu bazilika olup, çatısı ahşaptı ve önünde bir atrium yer almaktaydı. Bu ilk Ayasofya bile o dönemde olağanüstü bir yapıydı. 20 Haziran 404’te Konstantinopolis Patriği olan ve halk tarafından çok sevilen Aziz İoannis Hrisostomos’un, İmparatoriçe Aelia Eudoksia tarafından sürgüne gönderilmesinin ardından çıkan isyanlar sırasında bu ilk kilise yakılarak büyük ölçüde tahrip olmuştur.

 

İKİNCİ AYASOFYA ise bu olaydan 11 yıl sonra II. Theodosius emri ile başlayan inşaat Ekim 415 tarihinde bitirilmiş ve açılmıştır. İkinci Ayasofya şu anki Ayasofya ile neredeyse aynı yere yapılmıştır. Aralarında 2 metre fark vardır.

Mimar Rufinos tarafından inşa edilen bu İkinci Ayasofya da yine bazilika planlı, ahşap çatılı ve beş nefliydi. Bu yapı da 13-14 Ocak 532’de Nika ayaklanması sırasında yakılıp yıkılmıştır.

Ayasofya ziyaretiniz sırasında Batı avlusundan giriş yaptığınızda hemen sol tarafta çukur bir yer görürsünüz. Burada ikinci Ayasofya’dan kalan kalıntılar bulunmaktadır.

Portik kalıntıları, sütunlar, başlıklar, bazıları kabartmalarla işlenmiş mermer blokları görebilirsiniz.. Bunların vaktiyle binanın cephe kısmını süsleyen üçgen alınlığın parçaları olduğu saptanmıştır. Binanın cephesini süsleyen bir bloktaki kuzu kabartmaları 12 havariyi temsilen yapılmıştır.

Yapılan kazılar sonunda, İkinci Ayasofya’nın zemininin Üçüncü Ayasofya’nın zemininden iki metre daha aşağı bir düzeyde bulunduğunu ortaya koymuştur. İkinci Ayasofya’nın tam uzunluğu bilinmemekteyse de genişliğinin 60 m olduğu sanılmaktadır.

Üçüncü Ayasofya

İkinci Ayasofya’nın 23 Şubat 532’de yıkımından birkaç gün sonra o zaman tahtta bulunan imparator I. Justinianus öncekinden tümüyle farklı, daha büyük ve kendisinden önce gelen imparatorların yaptırdıkları kiliselerden çok daha görkemli bir kilise inşa ettirmeye karar verdi.

Justinianus bu işi yapacak mimarlar olarak ünlü fizikçi Miletli İsidoros ile matematikçi Trallesli Anthemius’u görevlendirdi.

Şu anki Ayasofya yani üçüncü Ayasofya’nın inşası ile ilgili efsanelerde vardır. Bunlardan biri, Justinianus inşa ettireceği kiliseye ilişkin hazırlanan taslakların hiçbirini beğenmez. Bir gece İsidoros taslak hazırlamaya çalışırken uyuyakalır. Sabah uyandığında Ayasofya’nın hazırlanmış bir planını önünde bulur. Justinianus bu planı mükemmel bulur ve Ayasofya’nın buna göre inşa edilmesini emreder.

Başka efsaneye göre de İsodoros bu planı rüyasında görmüş ve planı rüyasında gördüğü şekilde çizmiştir.

Üçüncü Ayasofya’nın yapımında inşaat malzemeleri o dönem ki en kutsal tapınaklardan getirilen malzemeler kullanılmıştır. Bu hazır bloklar sayesinde inşaat daha hızlı bitmiştir. Ayasofya inşasında;

Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, Mısır’daki Güneş Tapınağı’ndan (Heliopolis)] Lübnan’daki Baalbek Tapınağı’ndanve daha birçok tapınaktan getirtilen sütunlar kullanılmıştır. Kaplama ve sütunlarda kullanılan renkli taşlardan kırmızı porfir Mısır, yeşil porfir Yunanistan, beyaz mermer Marmara Adası, sarı taş Suriye ve kara taş İstanbul kökenlidir. Ayrıca Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelen taşlar kullanılmıştır. İnşaatta on binden fazla kişinin çalıştığı belirtilir. İnşaat sonunda Ayasofya Kilisesi günümüzdeki halini almıştır.

23 Aralık 532’de başlanan yapım çalışması 27 Aralık 537’de tamamlandı. Kilisenin açılışını imparator Justinianus ve patrik Eutychius büyük bir törenle birlikte yaptılar. Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman’ın Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator I. Justinianus (Jüstinyen) halka yaptığı açılış konuşmasında “Ey Süleyman! Seni yendim” demiştir

Yapılan bu üçüncü Ayasofya bugünkü Ayasofya’dır. Ama geçen yaklaşık 1500 yılda yaşanan depremlerde hasar gören yapı bir çok onarım geçirmiştir.

Depremlerde ana kubbe çökmüştür. Yaşanan yangınlar ve mini depremler sonrası hasar gören yapı restorasyona alınarak sürekli yenilenmiştir. Bu sırada tadilat süresince kapalı kalmıştır.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u feth edince Ayasofya harap durumda idi. Cami genel bir temizlik ve restorasyondan geçirilmiştir. İlk yapılan minare hafif olsun diye tuğladan örülmüştür. Ayasofya’yı yaptığı istinat duvarları ile sağlamlaştıran kişi Mimar Sinan olmuştur.

Dünyanın ilk deprem mühendislerinden biri sayılan Osmanlı baş mimarı Mimar Sinan tarafından eklenen dış istinat yapılarıyla (payanda) takviye edilerek, son derece sağlamlaştırılmıştır.

Günümüzde binanın dört tarafındaki toplam 24 payandanın bir kısmı Osmanlı dönemine, bir kısmı Doğu Roma İmparatorluğu dönemine aittir. Bu istinat yapılarıyla birlikte, Sinan ayrıca, kubbeyi taşıyan payeler ile yan duvarlar arasındaki boşlukları kemerler ile besleyerek kubbeyi iyice sağlamlaştırmış ve binaya iki geniş minare (batı kısmına), hünkar mahfili ve II. Selim’in türbesini (güneydoğu kısmına) eklemiştir.

Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en ünlü restorasyonlarından biri sultan Abdülmecit’in emriyle İsviçre İtalyanı olan Gaspare Fossati ve kardeşi Giuseppe Fossati’nin nezaretinde 1847 ile 1849 yılları arasında yapılmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?